Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut
nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme,
muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca
yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak
adlandırılmaktadır.
Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekaya ilişkin
kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da
potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu
noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip
olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir
sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden
kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.
Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda
kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları:
Sözel Anlayış: Sözcükleri tanıma ve anlama,
Sözel Akıcılık: Sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri
çabucak bulabilme,
Sayısal Yetenek: Aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak
yapabilme,
Alansal ve Uzay ilişkileri: İki ve üç boyutlu görsel algılamayı
yapabilme,
Bellek: İşitsel ve görsel olarak belleme gücü,
Algısal Hız: Karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme,
zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve
farklılıkları doğru olarak algılayabilme,
Mantıklı düşünme: Muhakeme yürütebilme;
olarak sayılabilir.
Bir kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit tutulduğunda ne
kadar zor işler başardığı, veya aynı güçlükteki işlerden ne
kadar çoğunu başarabildiği, veya ne kadar kısa sürede doğru
sonuca ulaşabildiği ile belli olur.
Zekanın Biyolojik
Temelleri
Zeka ile beyin arasıda çok yakın bir
ilişki vardır. Zekanın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir
insan beyninde 10 milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her
bir hücre ortalama 10.000 hücre ile bağlantı içerisinde
çalışmaktadır. Nöron adı verilen bu sinir hücrelerinde sinyaller
çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar zinciriyle oluşan ve
sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen titreşimler halinde
iletilmektedir.
Beynin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş değildir.
Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği
esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca
uğraştırmış hala da uğraştırmaktadır.
Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beynin belirli
bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama
getirirken, ünlü nörolog Karl Pribram hologram teorisini beyinle
bağdaştırmak üzere yaptığı çalışmalarda beynin çevresi
hakkındaki bilgileri sınıflandırılmamış bir karmaşık düzen
içerisinde aldığı, alınan bu bilgilerin holografik, yani üst
üste bindirilmiş dalgalar ve onların girişimleriyle oluşan
modele dayalı bir biçimde kaydedildiği ve daha sonra dışarıdan
gelen frekanslara göre bilgilerin alışkın olduğumuz mekan-zaman
için düzenlenerek, bilinen algı dünyasının oluştuğunu
söylemektedir.
Zeka ve Çevre
Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak
çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri
birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki
zeka farkı da o denli fazla olmaktadır.
Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle
gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen
çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan
araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen
çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları
saptanmıştır.
1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü kişinin kökenini
inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83'ünün üst
tabakadan ve ancak %16'sının alt tabakadan geldiğinin ortaya
çıkması, çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir
etken olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka
birbirinden farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı
olduğu göz önüne alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi
verir.
Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik
yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü
sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan
işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka
testlerindeki başarı düşük olur.
Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve
yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre
daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf
etmeleridir.
Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek sosyo-ekonomik
düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük sosyo-ekonomik
düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır. En düşük
ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı 20'ye
kadar çıkmaktadır.
Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek
sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir.
Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla
öğrenme olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi
başlangıç koşulları elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel
bölümlerin bulunması, eğitim seviyesi yüksek kişilerin daha
yüksek puan almasına yardım etmektedir. Dolayısı ile burada hem
kalıtımsal hem de yetişme tarzından gelen bir avantaj söz
konusudur.
Zeka ve Başarı
Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak
başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış
etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir.
Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan
mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde
yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile
benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki
yıllarında ortaya çıkacak davranış kalıplarının tamamen bu
sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir.
Çeşitli Zeka
Alanları
Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve WAIS-R
testlerinde zeka ölçümü için Binet'in geliştirdiği yöntem
kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında
eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test
sonuçlarında aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek
için pratik bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını
anlamaya yöneliktir, ancak bu testler zekanın doğasını anlamak
için fazla ipucu vermezler. Araştırmacılar zekanın doğasını
anlamak üzere de çalışmaktadırlar. En çok sorulan sorulardan
biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa bir kaç bileşenin bir
araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar, zekanın ve
genel bir g-faktörü olarak adlandırılan genel bir mental
faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün, zekanın her
bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin
bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha
sonraki araştırmacılar akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere
zekanın iki çeşidi bulunduğunu öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni
problemleri ve durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini,
kristalize zeka ise bilginin saklanması, beceriler, akışkan
zekanın kullanılması ve tecrübelerden elde edinilen stratejileri
kapsamaktadır.
Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok bölümlerden
oluştuğunu ileri sürmüştür. Örneğin, Howard Gardner belirli
alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların
yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu
savunmuştur. Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri
diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu
zeka alanlarından bir kaçının aynı anda aktif hale
geçirilmesiyle oluşmaktadır:
- Müziksel
Zeka: Müzik alanlarındaki beceri.
- Bedensel
Kinestetik Zeka: Tüm bedenin veya çeşitli
bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya
gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans
etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna
örnek gösterilebilir
- Mantık-Matematik Zekası: Problem çözme ve
bilişsel düşünmedeki beceriler.
- Dilsel
Zeka: Bir dilin kullanımı ve o dilde eserler
üretme ile ilgili beceriler.
- Uzaysal-Konum
Zeka: Mimarların, ressamların, heykeltıraşların
veya uzay-konum durumlarını anlamadaki becerileri.
- Kişiler
Arası Iletişim: Diğer kişilerle etkileşimde
diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki
beceriler.
İçe yönelik
Zeka: Bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini
anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir.
Gardner'in her bir zeka alanını açıklamak üzere verdiği örnekler
arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan, Virginia
Wolf gibi ünlüler yer almaktadır.
Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser salonuna
gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger'in
violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin
alınması ve Louis Persinger'in hocası olması için inatla
direnmiş. Her ikisini de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde
uluslararası üne sahip bir yorumcu olmuştu.
T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir magazini tek
başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında derginin 8
sayısını hazırlamıştı.
Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller'in eğitimine
başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak
zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük
ilerleme kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin
bir çocuğa dönüşmüştü.Virginia Wolf "A sketch of the Past" adlı
eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini
sergilemekte, bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına
rağmen hala şok etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına
yönelip, onlara karşı tepkilerini başarılı bir biçimde
açıklamaktadır.
Üstün Zeka Nedir?
Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren
kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer
almaktadır. Toplumu oluşturan kişilerin ancak %2'lik bir bölümü
130 ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140'ın
üzerine çıkıldığında bu oran % 0.2 ye düşmektedir.
Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar, utangaç, sosyal
açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi gösterse de bir çok araştırma
onların tam tersine bir çok şeyi ortalama insandan çok daha iyi
yapabilen, iyi uyumlu, sevilen kişiler olduğunu ortaya
koymuştur.
Lewis Terman tarafından yapılan ve 1920 yılında başlatılan bir
çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmada IQ derecesi 140'ın
üzerinde olan 1500 üstün zekalı çocuktan oluşan bir grup 60 yıl
boyunca düzenli aralıklarla takip edilmektedir. Başından
itibaren bu gruptaki kişiler fiziksel, akademik ve sosyal
açıdan, normal akranlarına göre daha ileride olmuşlardır.
Genellikle daha sağlıklı, daha uzun, daha ağır ve daha kuvvetli
oldukları gözlenmiş, okulda daha başarılı olmuşlar ve normal
kişilere göre daha iyi sosyal uyum sergilemişlerdir. Bütün bu
avantajlar, kariyer başarısına dönüşmüş, bu kişiler normal
insanlara göre daha çok ödül almış, daha fazla maddi gelir elde
etmiş, sanat ve edebiyata daha fazla katkıda bulunmuşlardır.
Örneğin bu gruptaki kişiler 40 yaşına geldiklerinde, toplam
olarak 90 kitap, 375 oyun ve kısa hikaye, 2000 makale yazmışlar,
200 üzerinde patente imza atmışlardır. Hepsinden önemlisi bu
kişiler hayattan tatmin olduklarını diğer kişilere göre daha
fazla belirtmişlerdir.
Bu çalışma diğer yandan, üstün zekalı olmanın her zaman başarılı
bir grafik çizmeyi garantileyemeyeceğini de göstermiştir.
Terman'ın incelediği grupta bazı önemli başarısızlıklara da
rastlanmıştır. Başka çalışmalardan da anlaşıldığı üzere üstün
zeka her alanda düzgün bir dağılım göstermemektedir. Yüksek IQ
derecesine sahip bir kişinin akademik konularda ille de başarı
göstermesi gerekmemekte, ancak konulardan bir veya bir kaçında
olağandışı bir üstünlük sergileyebilmektedir. Yüksek bir IQ
derecesi, her şeyde başarı anlamını kesinlikle taşımamaktadır
|